24 Nisan 2026

SOL ELLE İÇME OĞLUM. GÜNAH!..

 


İleri ufukta çarşaf gibi sakin ve durgun bir deniz, hemen önünde gayet bakımlı, fevkalade çiçeklerle bezenmiş şehir parkı, yakın planda yerleşim yerinden sonra şehirler arası kara yolu ve sonrasında kısım kısım yükselerek doğal teras ve coğrafyanın insanlığa hediyesi tabii balkon. Aşağıya doğru ileri ufka, denize doğru bakıldığında seyr-ü sefer halindeki vapurlar bile net seçilemez iken, ufak tefek balıkçı tekneleri siyah bir nokta halinde görünmekte.

Birkaç kafadar doğal balkona masalarını kurmuşlar, demlenmekteler. Masada yok yok. Tabiri caiz ise bir tek kuş sütü eksik. Kış mevsiminin ardından baharın gelişiyle çiçek açan ağaçların beyaz ve pembe tonları, çimenlerin yeşil tonunun daha da belirgin hale gelmesi, kuş sesleri ve arı vızıltı seslerinin çok daha net duyulması, hafif ve tatlı esen bahar rüzgarları kafadarların neşesine neşe katmaktadır. Masa üzerindeki cep telefonundan çalan Ferdi TAYFUR’un Huzurum Kalmadı Fani Dünyada şarkısı eşliğinde ellerini kah masaya, kah dizlerine vurup ardından su içen tavuklar gibi kafalarını geriye götürerek bardaktaki son damlayı da israf etmeme derdindeler. Demlenmenin etkisi daha çabuk olanı dengesini kaybedip sandalyeden düşerken yanı başındaki ani bir hareketle arkadaşını tutmaya çalışması diğerlerinin takdiri almakta ve sağa sola sallanarak alkışlamaya çalışmaktalar. Alkışlama esnasında elleri aynı hizaya gelemezken tekrar dengelerini kaybedip sandalyelerinden yere düşmekteler. Ortam biraz olsun sakinleşmeye başlamış ve tekraren masadaki nevaleleri atıştırmaya devam ederler. Kafadarlardan birinin yeme ve içme hareketi diğerinin dikkatini çeker. Hareketlerinde kendine göre bir tuhaflık sezer. “Yanlış yapıyor, hatalı davranıyor, böyle yapmaması gerekir” diye kendi dünyasında düşünürken, aşırı demlenmiş kafaya rağmen dilinden  şöyle cümleler dökülür.

-Lan oğlum! Sol elle içme. Günah günah.


Mehmet İNCİ

23/04/2026

Pendik. İstanbul

Uzay Çağı Öyküleri

9 Nisan 2026

SANA GELDİM ALLAH’IM. AFFET ALLAH’IM. TOPARLAYACAĞIM ALLAH’IM.

     Yatsı namazını eda etmek için komşu mahallenin camisine gitmiştik. Cadde üzeri olan caminin görevlisi de alanında kendini ispat etmiş bir imam hatip idi. Türkiye çapında Kuran-ı Kerim okumada dereceleri vardı.
      İlk sünnet namazı kılınmış, akabinde müezzinin kamet getirmesi ile farza başlanmıştı. Türkiye birincilliği olan hoca efendi o güzel ve billur sesiyle fatiha ve namaz surelerini okumaya başlamıştı. Cemaat huşu içerisinde cami görevlisini dinliyor, hac ve umre görevlerini yapanlar da bir an olsun kendilerini o mübarek topraklarda olduklarını sanıyorlardı. Kuranı kerimin tadına varanlar namazın ve hoca efendinin okumasının bitmemesini, biraz daha fazla devam etmesinin iç muhasebesini yapıyorlardı. Tüm bu atmosfer ortamı devam ederken caminin sağ duvar dibinden inleme, nedamet, pişmanlık ve tövbekarlık ifadelerini içeren bir ses caminin kubbelerinde yankılanıp sonrasında her bir cemaatin kulaklarına ulaşıyordu. Cami görevlisi imam hatip de duruma bir anlam verememişti. Huşu ortamına pişmanlık ve tövbekarlık inlemeleri karışmıştı. İlk önce engelli bir bireyin babası ile camiye geldiğini, cemaatin namaza başlamasıyla da engelli çocuğun kendi çapında ufak bir yaramazlığa başladığını düşünülse de durum farklı idi. 
      Namaz sonunda duyarlı birkaç kişi ile pişmanlık ve tövbekarlık ifadeleri sergileyen kişinin yanına vardığımızda elleriyle dizlerini dövmekte, arada bir elini yumruk yapıp zemine vurmaktaydı. Cami görevlisi hoca efendi: 
     -“Bu kardeşimizi tanıyorum. Babası pek muhterem bir zattı. Geçenlerde vefat etti. Babasının ölümünden birkaç ay önce de kardeşimiz ailesinden ayrılmıştı. Şimdi biraz sıkıntısı var anlaşılan” diye kısaca açıklama yapmaya başladı. 
      Senin için ne yapabiliriz? Maddi olarak nasıl bir ihtiyacın var? Gibi sorulara “benim öyle bir şeylere ihtiyacım yok. Teşekkür ederim” diye karşılık verdi. 
     Akabinde kırk kırk beş yaşlarında olduğunu tahmin ettiğimiz ve kışlık kabanının yan cebinde içki olduğu görülen kardeşimiz etrafına oturduk. Her şeye rağmen sıkıntı içerisinde olan bu kardeşimiz camiye sığınmıştı. Huzuru burada bulacağının bilincindeydi. Hoca efendi güzel bir dua yaptı. Sonra hep beraber o kardeşimize sarıldık. Bağrımıza bastık. Kendine sarılanları dakikalarca bırakmıyordu. Anlaşılan böyle bir yakınlaşmaya ve kucaklaşmaya ihtiyacı varmış.
     Cemaat namaz esnasında iken kardeşimiz Yüce Mevlaya şöyle yalvarıyordu: 
     -“Sana geldim Allah'ım. Affet Allah'ım. Toparlayacağım Allah'ım.”


 05/04/2026
 Mehmet İNCİ 
Uzay Çağı Öyküleri 
 Pendik/İstanbul

5 Mart 2026

PEKİ SİZ İFTARINIZI SADECE ÇORBA İLE Mİ YAPTINIZ?

     

      


       Ramazan Ayı sebebiyle Teravih Namazı için mahalle mescitleri dolup taşmaktadır. Mübarek ayın manevi havası tüm mahalleyi sarmış, komşular birbirlerini iftara davet etmekte, kimi zaman ortak alanlarda topluca iftarlar açılmakta, aileler küçük çocuklarının ellerinden tutarak manevi atmosferden nasiplenmeleri için mahalle mescitlerine götürmektedir. Bu aya has Ramazan Pidesinin o özlenen tadını alabilmek için fırın önlerinde uzun kuyruklar oluşmaktadır.

Bununla beraber her sene hocaların sohbetlerine konu olan  Teravih Namazının kaç rekat kılınması gerektiği, Peygamber Efendimizin (s.a.v) ferdi olarak sekiz rekat kıldığı, bazen de yirmi rekata tamamladığı, sekiz rekatın yeterli olduğu tartışmaları ana gündem maddesi halinde gelmektedir. Cami kürsüsünde görevli İmam Hatip, sekiz rekat kıldıktan sonra mahalle mescidi terk edenlere uyarı babında birkaç söz söylemek ister:

-Senede bir defa böyle mübarek bir ayın geldiğini, ondan gereğince istifade edilmesini, belki de içinde bulunduğumuz bu ramazan ayının son ramazan ayı olabileceğinden bahisle, yapmayın cemaatim. Eylemeyin. Sekiz rekat sonrası mescidi terk etmeyin. Teravih namazını yirmi rekata tamamlayın.

diye vazife icabı insanları uyarmak ister.

İçlerinden kendini uyanık sanan, birkaç kelime ile cami görevlisinin tuş olacağını bekleyen ve  pantolonun kemeri göbeğinin bir hayli altında olan kan ter içinde kalmış bir cemaat oturduğu yerden doğru:

-Hoca. Hocaaaaaaaa.  Peygamberimiz sekiz rekat kılarmış. Bizleri yorma. 

der.

Hoca efendi tam burada sözü alır ve cevap vermeye başlar.

-Peki. Peygamber Efendimizin (s.a.v) başka neler yaparmış mesela? Sofrada nasılmış? Az mı yermiş? Çok mu? Mesela siz iftarı sadece çorba ile mi yaptınız? Sulu yemekleri, pilavları, salataları, tatlıları yemediniz mi? Sadece çorba ile mi yetindiniz? Yoksa sonuna kadar devam ettiniz mi? Madem Efendimiz sizin ifadenize göre teravih namazını yirmi değil, sekiz rekat kılarmış. Siz de o zaman iftarınızı sadece çorba ile yapınız. Sulu yemekleri, pilavları, salataları, tatlıları yemeyiniz. Olur mu?


01/03/2026

Mehmet İNCİ

Uzay Çağı Öyküleri 

 Pendik/İstanbul