11 Mayıs 2026

SENİN DÜŞÜNDÜĞÜN GİBİ DEĞİL DEDE. FUTBOL TAKIMI İÇİN ŞAMPİYONLUK KUTLAMASI YAPIYORLAR.

 


Pamuk Dede yatsı namazını kılmak için abdestini almış, ucu kauçuk bastonundan yardım alarak namaz için hanesinin en nezih bölümüne küçük ama tedbirli adımlarla ilerliyordu. Salonun zemininde hazır haldeki seccadesine henüz varmadan sokaktan gelen naralar, orantısız gürültüler ve durmaksızın öten korna seslerini işitmeye başladı. Kendince manalar vermeye çalışsa da iç dünyasında bir karara varamadı.

Gençliğini, sıhhatini ülkesi için, vatan için, vatanın bağımsızlığı, özgürlüğü ve  bölünmez bütünlüğü için, gençlerin, vatan evlatlarının geleceği için harcamış, bir çok badireler atlatmış, bu yolda emek sarfetmiş, ter akıtmış has mı has Anadolu evladı olan dedemiz nihayetinde geçmişiyle gurur duyan, tecrübelerini her daim torun torbaya, ulaşabildiği tüm gençlere aktarma gayretinde olan yaşayan tarihtir.

Bu yaşına rağmen okumaya davam eden, tv ve sosyal medya hesaplarından ülke ve dünya gündemini yakından izleyen dedemiz, savunma sanayi için yapılan yenilikleri ve gelişmeleri takip ediyor, üretilen  hizmetlerin ve ekipmanların ülkenin bağımsızlığı, bölgede ve cihanda söz sahibi olması açısından oldukça başarılı buluyor, kendi gönlünce dualar ediyordu. Kendi gibi tüm ülke evlatlarının mutlu  olmasını, yeni gelişmelerden ülke olarak sevinilmesi ve gurur duyulması lazım geldiğini düşünüyordu. Zira  tüm bu gelişmeler gösteriyordu ki, çevre ülkelerinin haber programlarında ilk gündem olarak öne çıkılmaktaydı. Pamuk Dedemiz de bu konu hakkında sevinilmesi, gurur duyulması, mutlu ve mesut olunmasını düşünmekle beraber, çok da ileri gidilmemesi gerektiğini, zira yedi düvelin hakkımızda iyi düşünmeyeceklerini, her an bir oyun kurabileceklerini düşünerek torununa bu durum hakkında serzenişi iletti.

-Evladım. Çok ta ileri gitmeseler bari. Aşırı sevinmeseler. Sevinçlerini gönüllerinde yaşasalar. Zira  yedi düvelin gözleri üzerimize çevrili. Her an bir hatamızı, bir kusurumuzu beklemekteler.

Torunu meselenin, dedesinin düşündüğü gibi olmadığını, konunun daha farklı olduğunu beyanla Pamuk Dedesine hitaben mevcut durumu anlatan cümlesini sarfetti.

-Yok dedeciğim. Senin bildiğin gibi değil. Bir futbol takımı için şampiyonluk kutlaması yapıyorlar.


Mehmet İNCİ

10/05/2023 

Pendik. İstanbul

Uzay Çağı Öyküleri

24 Nisan 2026

SOL ELLE İÇME OĞLUM. GÜNAH!..

 


İleri ufukta çarşaf gibi sakin ve durgun bir deniz, hemen önünde gayet bakımlı, fevkalade çiçeklerle bezenmiş şehir parkı, yakın planda yerleşim yerinden sonra şehirler arası kara yolu ve sonrasında kısım kısım yükselerek doğal teras ve coğrafyanın insanlığa hediyesi tabii balkon. Aşağıya doğru ileri ufka, denize doğru bakıldığında seyr-ü sefer halindeki vapurlar bile net seçilemez iken, ufak tefek balıkçı tekneleri siyah bir nokta halinde görünmekte.

Birkaç kafadar doğal balkona masalarını kurmuşlar, demlenmekteler. Masada yok yok. Tabiri caiz ise bir tek kuş sütü eksik. Kış mevsiminin ardından baharın gelişiyle çiçek açan ağaçların beyaz ve pembe tonları, çimenlerin yeşil tonunun daha da belirgin hale gelmesi, kuş sesleri ve arı vızıltı seslerinin çok daha net duyulması, hafif ve tatlı esen bahar rüzgarları kafadarların neşesine neşe katmaktadır. Masa üzerindeki cep telefonundan çalan Ferdi TAYFUR’un Huzurum Kalmadı Fani Dünyada şarkısı eşliğinde ellerini kah masaya, kah dizlerine vurup ardından su içen tavuklar gibi kafalarını geriye götürerek bardaktaki son damlayı da israf etmeme derdindeler. Demlenmenin etkisi daha çabuk olanı dengesini kaybedip sandalyeden düşerken yanı başındaki ani bir hareketle arkadaşını tutmaya çalışması diğerlerinin takdiri almakta ve sağa sola sallanarak alkışlamaya çalışmaktalar. Alkışlama esnasında elleri aynı hizaya gelemezken tekrar dengelerini kaybedip sandalyelerinden yere düşmekteler. Ortam biraz olsun sakinleşmeye başlamış ve tekraren masadaki nevaleleri atıştırmaya devam ederler. Kafadarlardan birinin yeme ve içme hareketi diğerinin dikkatini çeker. Hareketlerinde kendine göre bir tuhaflık sezer. “Yanlış yapıyor, hatalı davranıyor, böyle yapmaması gerekir” diye kendi dünyasında düşünürken, aşırı demlenmiş kafaya rağmen dilinden  şöyle cümleler dökülür.

-Lan oğlum! Sol elle içme. Günah günah.


Mehmet İNCİ

23/04/2026

Pendik. İstanbul

Uzay Çağı Öyküleri

9 Nisan 2026

SANA GELDİM ALLAH’IM. AFFET ALLAH’IM. TOPARLAYACAĞIM ALLAH’IM.

     Yatsı namazını eda etmek için komşu mahallenin camisine gitmiştik. Cadde üzeri olan caminin görevlisi de alanında kendini ispat etmiş bir imam hatip idi. Türkiye çapında Kuran-ı Kerim okumada dereceleri vardı.
      İlk sünnet namazı kılınmış, akabinde müezzinin kamet getirmesi ile farza başlanmıştı. Türkiye birincilliği olan hoca efendi o güzel ve billur sesiyle fatiha ve namaz surelerini okumaya başlamıştı. Cemaat huşu içerisinde cami görevlisini dinliyor, hac ve umre görevlerini yapanlar da bir an olsun kendilerini o mübarek topraklarda olduklarını sanıyorlardı. Kuranı kerimin tadına varanlar namazın ve hoca efendinin okumasının bitmemesini, biraz daha fazla devam etmesinin iç muhasebesini yapıyorlardı. Tüm bu atmosfer ortamı devam ederken caminin sağ duvar dibinden inleme, nedamet, pişmanlık ve tövbekarlık ifadelerini içeren bir ses caminin kubbelerinde yankılanıp sonrasında her bir cemaatin kulaklarına ulaşıyordu. Cami görevlisi imam hatip de duruma bir anlam verememişti. Huşu ortamına pişmanlık ve tövbekarlık inlemeleri karışmıştı. İlk önce engelli bir bireyin babası ile camiye geldiğini, cemaatin namaza başlamasıyla da engelli çocuğun kendi çapında ufak bir yaramazlığa başladığını düşünülse de durum farklı idi. 
      Namaz sonunda duyarlı birkaç kişi ile pişmanlık ve tövbekarlık ifadeleri sergileyen kişinin yanına vardığımızda elleriyle dizlerini dövmekte, arada bir elini yumruk yapıp zemine vurmaktaydı. Cami görevlisi hoca efendi: 
     -“Bu kardeşimizi tanıyorum. Babası pek muhterem bir zattı. Geçenlerde vefat etti. Babasının ölümünden birkaç ay önce de kardeşimiz ailesinden ayrılmıştı. Şimdi biraz sıkıntısı var anlaşılan” diye kısaca açıklama yapmaya başladı. 
      Senin için ne yapabiliriz? Maddi olarak nasıl bir ihtiyacın var? Gibi sorulara “benim öyle bir şeylere ihtiyacım yok. Teşekkür ederim” diye karşılık verdi. 
     Akabinde kırk kırk beş yaşlarında olduğunu tahmin ettiğimiz ve kışlık kabanının yan cebinde içki olduğu görülen kardeşimiz etrafına oturduk. Her şeye rağmen sıkıntı içerisinde olan bu kardeşimiz camiye sığınmıştı. Huzuru burada bulacağının bilincindeydi. Hoca efendi güzel bir dua yaptı. Sonra hep beraber o kardeşimize sarıldık. Bağrımıza bastık. Kendine sarılanları dakikalarca bırakmıyordu. Anlaşılan böyle bir yakınlaşmaya ve kucaklaşmaya ihtiyacı varmış.
     Cemaat namaz esnasında iken kardeşimiz Yüce Mevlaya şöyle yalvarıyordu: 
     -“Sana geldim Allah'ım. Affet Allah'ım. Toparlayacağım Allah'ım.”


 05/04/2026
 Mehmet İNCİ 
Uzay Çağı Öyküleri 
 Pendik/İstanbul

5 Mart 2026

PEKİ SİZ İFTARINIZI SADECE ÇORBA İLE Mİ YAPTINIZ?

     

      


       Ramazan Ayı sebebiyle Teravih Namazı için mahalle mescitleri dolup taşmaktadır. Mübarek ayın manevi havası tüm mahalleyi sarmış, komşular birbirlerini iftara davet etmekte, kimi zaman ortak alanlarda topluca iftarlar açılmakta, aileler küçük çocuklarının ellerinden tutarak manevi atmosferden nasiplenmeleri için mahalle mescitlerine götürmektedir. Bu aya has Ramazan Pidesinin o özlenen tadını alabilmek için fırın önlerinde uzun kuyruklar oluşmaktadır.

Bununla beraber her sene hocaların sohbetlerine konu olan  Teravih Namazının kaç rekat kılınması gerektiği, Peygamber Efendimizin (s.a.v) ferdi olarak sekiz rekat kıldığı, bazen de yirmi rekata tamamladığı, sekiz rekatın yeterli olduğu tartışmaları ana gündem maddesi halinde gelmektedir. Cami kürsüsünde görevli İmam Hatip, sekiz rekat kıldıktan sonra mahalle mescidi terk edenlere uyarı babında birkaç söz söylemek ister:

-Senede bir defa böyle mübarek bir ayın geldiğini, ondan gereğince istifade edilmesini, belki de içinde bulunduğumuz bu ramazan ayının son ramazan ayı olabileceğinden bahisle, yapmayın cemaatim. Eylemeyin. Sekiz rekat sonrası mescidi terk etmeyin. Teravih namazını yirmi rekata tamamlayın.

diye vazife icabı insanları uyarmak ister.

İçlerinden kendini uyanık sanan, birkaç kelime ile cami görevlisinin tuş olacağını bekleyen ve  pantolonun kemeri göbeğinin bir hayli altında olan kan ter içinde kalmış bir cemaat oturduğu yerden doğru:

-Hoca. Hocaaaaaaaa.  Peygamberimiz sekiz rekat kılarmış. Bizleri yorma. 

der.

Hoca efendi tam burada sözü alır ve cevap vermeye başlar.

-Peki. Peygamber Efendimizin (s.a.v) başka neler yaparmış mesela? Sofrada nasılmış? Az mı yermiş? Çok mu? Mesela siz iftarı sadece çorba ile mi yaptınız? Sulu yemekleri, pilavları, salataları, tatlıları yemediniz mi? Sadece çorba ile mi yetindiniz? Yoksa sonuna kadar devam ettiniz mi? Madem Efendimiz sizin ifadenize göre teravih namazını yirmi değil, sekiz rekat kılarmış. Siz de o zaman iftarınızı sadece çorba ile yapınız. Sulu yemekleri, pilavları, salataları, tatlıları yemeyiniz. Olur mu?


01/03/2026

Mehmet İNCİ

Uzay Çağı Öyküleri 

 Pendik/İstanbul

19 Ocak 2026

ASANSÖR ZORLANMASIN YAVRUM!


         Bu kaçıncı Hazan Mevsimi idi gurbette? Hatırlamaya çalıştı. Sanırım yirmi altı veya yirmi yedincisi idi. Şöyle bir zihnini yokladı. Evet evet. Yirmi yedinci sonbaharı idi bu sene gurbetteki zamanı. Doğup büyüdüğü, dağlarında, bayırlarında koşuşturduğu, derelerinde, tepelerinde çelik çomak oynadığı o güzelim köyü adeta gurbete dönüşmüştü.

Çoluk çocuk ve yaşlı anne ve babasıyla kaçıncı defa yine sıladan gurbete yolu düşüyordu? Sayısını hatırlamıyordu. Seksen, doksanıncı seferi idi. Gurbet onun için sıla ile yer değiştirmişti sanki. Engel olunamayan hayat şartları almış, bu kocaman şehre savurmuştu onu. Köyden hareket etmeden önce yaşlı annesi kış mevsimi için koca şehirde ihtiyaç duyulur diye bulgurdan, tarhanadan, turşudan, pekmezden, kuru fasulyeden ne bulabildiyse arabanın bagajına yerleştirmeye çalışıyordu. Uzun ve huzurlu bir yolculuğun ardından yirmi sekizinci gurbet hayatını karşılaya hazırlandığı koca şehirdeki evinin önüne ulaşmışlardı. Yaşlı ve güngörmüş annesinin kış mevsimi için ihtiyaç duyulur diye bagaja yerleştirdiği kuru gıdalar indirilmeye ve evin yakışıklı gençleri tarafından apartman asansörüne doğru yavaş yavaş taşınmaya başlanmıştı. Evin küçük kızı da babaannesinin elinden tutmuş, düşmemesi ve yürümesinde zorluk çekmemesi için kendi gücü nispetinde yardım ediyor ve bu tavrından kendince gurur duyuyordu. Malzemelerin asansöre yüklenmesi sonrası hep beraber yukarıya doğru hareket etmeye başladılar. O da ne! Yaşlı ve güngörmüş babaanne sırtını asansörün duvarına dayanmış, bir elinde baston, beli hafif öne doğru bükülmüş vaziyette, diğer elinde de yukarıya doğru kaldırmaya çalıştığı iki üç kiloluk tarhana torbası. Elindekileri zemine koymamaya yeminli gibi. Sanki asansör zemini çamur da, elindeki torbanın altı çamur olacak. Gurbetçi genç “anne, niye elinde taşıyorsun da yere bırakmıyorsun? Belin de ağrımakta üstelik” deyince güngörmüş Anadolu kadını tüm saflık ve iyi niyet çerçevesinde şöyle cevap veriyordu:

Asansör zorlanmasın yavrum!

           18/01/2026

Mehmet İNCİ

Uzay Çağı Öyküleri 

Pendik/İstanbul