9 Nisan 2026

SANA GELDİM ALLAH’IM. AFFET ALLAH’IM. TOPARLAYACAĞIM ALLAH’IM.

     Yatsı namazını eda etmek için komşu mahallenin camisine gitmiştik. Cadde üzeri olan caminin görevlisi de alanında kendini ispat etmiş bir imam hatip idi. Türkiye çapında Kuran-ı Kerim okumada dereceleri vardı.
      İlk sünnet namazı kılınmış, akabinde müezzinin kamet getirmesi ile farza başlanmıştı. Türkiye birincilliği olan hoca efendi o güzel ve billur sesiyle fatiha ve namaz surelerini okumaya başlamıştı. Cemaat huşu içerisinde cami görevlisini dinliyor, hac ve umre görevlerini yapanlar da bir an olsun kendilerini o mübarek topraklarda olduklarını sanıyorlardı. Kuranı kerimin tadına varanlar namazın ve hoca efendinin okumasının bitmemesini, biraz daha fazla devam etmesinin iç muhasebesini yapıyorlardı. Tüm bu atmosfer ortamı devam ederken caminin sağ duvar dibinden inleme, nedamet, pişmanlık ve tövbekarlık ifadelerini içeren bir ses caminin kubbelerinde yankılanıp sonrasında her bir cemaatin kulaklarına ulaşıyordu. Cami görevlisi imam hatip de duruma bir anlam verememişti. Huşu ortamına pişmanlık ve tövbekarlık inlemeleri karışmıştı. İlk önce engelli bir bireyin babası ile camiye geldiğini, cemaatin namaza başlamasıyla da engelli çocuğun kendi çapında ufak bir yaramazlığa başladığını düşünülse de durum farklı idi. 
      Namaz sonunda duyarlı birkaç kişi ile pişmanlık ve tövbekarlık ifadeleri sergileyen kişinin yanına vardığımızda elleriyle dizlerini dövmekte, arada bir elini yumruk yapıp zemine vurmaktaydı. Cami görevlisi hoca efendi: 
     -“Bu kardeşimizi tanıyorum. Babası pek muhterem bir zattı. Geçenlerde vefat etti. Babasının ölümünden birkaç ay önce de kardeşimiz ailesinden ayrılmıştı. Şimdi biraz sıkıntısı var anlaşılan” diye kısaca açıklama yapmaya başladı. 
      Senin için ne yapabiliriz? Maddi olarak nesil bir ihtiyacın var? Gibi sorulara “benim öyle bir şeylere ihtiyacım yok. Teşekkür ederim” diye karşılık verdi. 
     Akabinde kırk kırk beş yaşlarında olduğunu tahmin ettiğimiz ve kışlık kapanının yan cebinde içki olduğu görülen kardeşimiz etrafına oturduk. Her şeye rağmen sıkıntı içerisinde olan bu kardeşimiz camiye sığınmıştı. Huzuru burada bulacağının bilincindeydi. Hoca efendi güzel bir dua yaptı. Sonra hep beraber o kardeşimize sarıldık. Bağrımıza bastık. Kendine sarılanları dakikalarca bırakmıyordu. Anlaşılan böyle bir yakınlaşmaya ve kucaklaşmaya ihtiyacı varmış.
     Cemaat namaz esnasındayken kardeşimiz Yüce Mevlaya şöyle yalvarıyordu: 
     -“Sana geldim Allah'ım. Affet Allah'ım. Toparlayacağım Allah'ım.”


 05/04/2026
 Mehmet İNCİ 
Uzay Çağı Öyküleri 
 Pendik/İstanbul

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder