3 Mart 2025

YA EVLADIM. BABANIN BANA BORCU VARDI!..



İlkokulu henüz yeni bitirmiş, yakın bir tanıdık vasıtasıyla bu koca şehirde Yufkacı Esnafına çırak olmuştu. Sabah erkenden kalkmak, kahvaltı yapmadan işe başlamak, kocaman kazanın içerisinde 20-30 kilo unu hamura çevirmek ne kadar zor geliyordu. En zor olanı da  Anadolu'nun zor şartlarında yetim evlatlarına hem analık hem de babalık yapan biricik anasından, kardeşinden, havasını-suyunu-dağını-taşını-börtü böceğini özlediği, dağlarında bayırlarında özgürce koşuşturduğu köyünden ayrı kalmaktı.

Hayal meyal hatırlıyordu babasını. Kardeşi iki, kendisi ise dört yaşlarındaydı vefatında. Bir sonbaharda küçük bir çakı bıçağı ile ceviz öştüğünü hatırlıyordu kendisine. Keşke babası sağ olsaydı da bu koca şehirdeki sıkıntılara maruz kalmasaydı. Annesinden ve kardeşinden ayrı düşmeseydi. Köyünde mutlu ve mesut bir hayat sürseydi. Lakin hayat şartlarının estirdiği bir kasırga onu köyünden almış ve ta buralara kadar sürüklemişti. 

Bir kış günü koca hamur kazanında o küçücük elleriyle hamur yoğuruyordu. Soğuk havaya rağmen işinin zorluğu ve sıkıntısı ile alnında biriken terleri iş gömleğinin kollarıyla silmeye uğraşıyordu. Ustası ise daha seri, daha çabuk olmasını, yetişmesi gereken acil bir siparişlerinin olduğunu fayans kaplamalı duvarlardan yankılanan gür sesi ile haykırıyordu. Derken içeriye bir köylüsü girdi. O kadar sevindi ki, ustasının azarı sanki huzur veren türkü gibi geliyordu kulaklarına. Köylü amca tüm dertlerine, sıkıntılarına ve özlemlerine çare olmuştu. Gözünün önüne biricik annesi ve kardeşi gelivermişti. Kardeşi ile beraber köyünün dağlarında, bayırlarında, kırlarında, bahçelerinde koşuşturuyordu sanki. Köylüsünün verdiği selam ve başını okşaması ile daldığı hülyadan uyanmıştı. Karşılıklı hal hatır sormaları bitmiş, annesi ve kardeşi hakkında en yakın, en taze haberleri almıştı. 

Öğle yemeği vakti gelmiş, babası yaşındaki köylü amcanın katılımıyla yemekler yenmiş, ardından çaylar da içilmişti.  Neredeyse ikindi vakti yaklaşmaktaydı. Misafir amca hala dükkanda beklemekteydi. Gıda imalatı yapılan bir iş yerinde  bu kadar uzun süre beklemenin bir anlamı olmalıydı. Manasız ve uzun beklemeden kendi de rahatsız olan köylü amca artık dayanamaz olmuştu.. Köylüsü olan yufkacı çırağını ziyaretinin sebebini açıklayan bir  kısa konuşma ve açıklamadan sonra söyle demişti:

-Ya Evladım. Rahmetli babanın bana borcu vardı!..


(Dört yaşında yetim kalan babama...) 


22/02/2025

Mehmet İNCİ

Uzay Çağı Öyküleri 

Pendik/İstanbul

27 Kasım 2024

Bİ BAKAYIM, TAHTA ARABAN SAĞLAM MI?

       

        

    Henüz sekiz- dokuz yaşındaydım. Koşa oynaya okuldan eve dönmüş, siyah önlüklerimizi çıkarıp kendimizi sokağa atmıştık. Benden üç yaş büyük abim ve köylü arkadaşlarımızla o kadar mutlu idik ki. Herkesin elinde babalarının veya abilerinin yaptıkları tahta araba. Yokuştan aşağıya tahta arabaya biniyor, yokuş yukarı ise sanki o bize biniyordu. Bizim de elimizde bir tane basit bir tahta araba vardı. Abimle beraber sıra sıra binmekte idik.

     Çeşmeden su, harmandan ot-saman taşıyan köylü kadınların, arazilere yayılmış tavukların ve akşam köye dönen hayvanların arasından kayarak arabalara binmeye çalışıyorduk. Biz arabayı iki kişi kullanıyorduk ve bu yüzden olsa gerek biraz hırpalanmıştı. Zaman zaman ufak tefek tamiratlar yapmaya çalışıyorduk. Uzun saçlı köylü genç abilerimiz ise İspanyol paçalı pantolon ve topuklarına basılmış uzun uçlu siyah ayakkabılarla  köy meydanında dolaşmaktaydılar. Açık pencere ve evlerin balkon tipi çıkmalarından 70’li yıllara has elem, keder, ayrılık ve hicran yüklü şarkı-türküler pilli teyp vasıtasıyla köy atmosferine yükselmekteydi.

Derken  bizden sekiz - on yaş büyük İspanyol paçalı bir abimiz yanımıza yaklaşarak kendince tahta arabamızın sağlamlığını kontrol etmek ister. Gözümüz gibi sakındığımız, köy ortamı için dünyanın en kıymetli oyuncağımızı korumak ve kollamak zorundaydık. Arabamıza sarılıyor, kucaklayıp uzaklara götürmeye çalışıyorduk. O ise durmaksızın ısrar ediyor, kendini deneme sonrası keyifle gülmeye hazırlıyordu sanki. Yaşıtları olan diğer köylü gençlere de hitaben arabamızın çok sağlam olduğunu ve kesinlikle kırılmayacağını iddia ediyordu. Zaten arabamızı imkansızlıklar içerisinde yapmıştık ve bu imkansızlıklar içerisinde yaptığımız arabamızı koruyup kollamalıydık. Şayet bir şekilde başına bir haller gelirse tekrar yeniden yapma gücümüz ve kuvvetimiz yoktu. Ne etsek, ne eylesek engel olamadık İspanyol paçalı abimize. Bir hışımla, büyük bir güç kuvvet uygulayarak arabamızı elimizden aldı ve taşlı topraklı zemine set bir şekilde bırakıverdi. Onun bu sert bırakması ile kalbimiz sanki yerinden söküldü. Dünya durmuş, akan nehirler akmaz olmuş, yeryüzüne hayat veren meltem rüzgarları kesilmişti sanki. Elimiz ayağımız titremekteydi. Artık karşı koyma, engel olma durumu kalmamıştı. Zıplayarak sert bir hareket ile zemine bıraktığı tahta arabamızın üzerine çıktı ve hemen sonrası gözümüzden bile sakındığımız tahta arabamız paramparça oldu. Keyif ve kahkahayla gülmeye başlayan köyümüzün delikanlısı diğer arkadaşlarına şöyle sesleniyordu.

-Sandığım kadar da sağlam değilmiş be...


24/11/2024

Mehmet İNCİ

Uzay Çağı Öyküleri 

Pendik/İstanbul

12 Kasım 2024

BİR KİLO BAKLAVA CEZASI


       


    Bu sabah aklıma gelenler.

         1998-2003 yıllarında Sayın Veysel EROĞLU’nun İSKİ Genel Müdürü olduğu, mesainin 07:30 da başlayıp, 16:30 da nihayete erdiği günlerdi.

        Sultanbeyli-Aksaray servisi ile işe gidip geliyorduk. O zamanlar Genel Merkez binamız Fatih-Aksaray da idi. Sabah 07:30 da başlayan mesai için Sultanbeyli Merkez Cami önünden servise acaba saat kaçta biniyorduk? Hatırlamıyorum. Bazı personel arkadaşlar sabah tatlı uykularından uyanamayıp servisi kaçırırlar, bazıları da sabahın o alaca karanlık vaktinde servisi bekletirlerdi.

        Akşam mesai sonrası tüm personelin olduğu bir zaman diliminde servis sorumlusu arkadaşımız yola revan olmuş bir şekilde, Sultanbeyli-Aksaray servisimizi sabah seher vaktinde bekletenler için dönüşü ve iptali mümkün olmayan bir ceza kestiğini ilan ederdi.

        -Bir kilo baklava cezası.


11/11/2024

Mehmet İNCİ

Uzay Çağı Öyküleri 

Pendik/İstanbul