5 Mart 2026

PEKİ SİZ İFTARINIZI SADECE ÇORBA İLE Mİ YAPTINIZ?

     

      


       Ramazan Ayı sebebiyle Teravih Namazı için mahalle mescitleri dolup taşmaktadır. Mübarek ayın manevi havası tüm mahalleyi sarmış, komşular birbirlerini iftara davet etmekte, kimi zaman ortak alanlarda topluca iftarlar açılmakta, aileler küçük çocuklarının ellerinden tutarak manevi atmosferden nasiplenmeleri için mahalle mescitlerine götürmektedir. Bu aya has Ramazan Pidesinin o özlenen tadını alabilmek için fırın önlerinde uzun kuyruklar oluşmaktadır.

Bununla beraber her sene hocaların sohbetlerine konu olan  Teravih Namazının kaç rekat kılınması gerektiği, Peygamber Efendimizin (s.a.v) ferdi olarak sekiz rekat kıldığı, bazen de yirmi rekata tamamladığı, sekiz rekatın yeterli olduğu tartışmaları ana gündem maddesi halinde gelmektedir. Cami kürsüsünde görevli İmam Hatip, sekiz rekat kıldıktan sonra mahalle mescidi terk edenlere uyarı babında birkaç söz söylemek ister:

-Senede bir defa böyle mübarek bir ayın geldiğini, ondan gereğince istifade edilmesini, belki de içinde bulunduğumuz bu ramazan ayının son ramazan ayı olabileceğinden bahisle, yapmayın cemaatim. Eylemeyin. Sekiz rekat sonrası mescidi terk etmeyin. Teravih namazını yirmi rekata tamamlayın.

diye vazife icabı insanları uyarmak ister.

İçlerinden kendini uyanık sanan, birkaç kelime ile cami görevlisinin tuş olacağını bekleyen ve  pantolonun kemeri göbeğinin bir hayli altında olan kan ter içinde kalmış bir cemaat oturduğu yerden doğru:

-Hoca. Hocaaaaaaaa.  Peygamberimiz sekiz rekat kılarmış. Bizleri yorma. 

der.

Hoca efendi tam burada sözü alır ve cevap vermeye başlar.

-Peki. Peygamber Efendimizin (s.a.v) başka neler yaparmış mesela? Sofrada nasılmış? Az mı yermiş? Çok mu? Mesela siz iftarı sadece çorba ile mi yaptınız? Sulu yemekleri, pilavları, salataları, tatlıları yemediniz mi? Sadece çorba ile mi yetindiniz? Yoksa sonuna kadar devam ettiniz mi? Madem Efendimiz sizin ifadenize göre teravih namazını yirmi değil, sekiz rekat kılarmış. Siz de o zaman iftarınızı sadece çorba ile yapınız. Sulu yemekleri, pilavları, salataları, tatlıları yemeyiniz. Olur mu?


01/03/2026

Mehmet İNCİ

Uzay Çağı Öyküleri 

 Pendik/İstanbul

19 Ocak 2026

ASANSÖR ZORLANMASIN YAVRUM!


         Bu kaçıncı Hazan Mevsimi idi gurbette? Hatırlamaya çalıştı. Sanırım yirmi altı veya yirmi yedincisi idi. Şöyle bir zihnini yokladı. Evet evet. Yirmi yedinci sonbaharı idi bu sene gurbetteki zamanı. Doğup büyüdüğü, dağlarında, bayırlarında koşuşturduğu, derelerinde, tepelerinde çelik çomak oynadığı o güzelim köyü adeta gurbete dönüşmüştü.

Çoluk çocuk ve yaşlı anne ve babasıyla kaçıncı defa yine sıladan gurbete yolu düşüyordu? Sayısını hatırlamıyordu. Seksen, doksanıncı seferi idi. Gurbet onun için sıla ile yer değiştirmişti sanki. Engel olunamayan hayat şartları almış, bu kocaman şehre savurmuştu onu. Köyden hareket etmeden önce yaşlı annesi kış mevsimi için koca şehirde ihtiyaç duyulur diye bulgurdan, tarhanadan, turşudan, pekmezden, kuru fasulyeden ne bulabildiyse arabanın bagajına yerleştirmeye çalışıyordu. Uzun ve huzurlu bir yolculuğun ardından yirmi sekizinci gurbet hayatını karşılaya hazırlandığı koca şehirdeki evinin önüne ulaşmışlardı. Yaşlı ve güngörmüş annesinin kış mevsimi için ihtiyaç duyulur diye bagaja yerleştirdiği kuru gıdalar indirilmeye ve evin yakışıklı gençleri tarafından apartman asansörüne doğru yavaş yavaş taşınmaya başlanmıştı. Evin küçük kızı da babaannesinin elinden tutmuş, düşmemesi ve yürümesinde zorluk çekmemesi için kendi gücü nispetinde yardım ediyor ve bu tavrından kendince gurur duyuyordu. Malzemelerin asansöre yüklenmesi sonrası hep beraber yukarıya doğru hareket etmeye başladılar. O da ne! Yaşlı ve güngörmüş babaanne sırtını asansörün duvarına dayanmış, bir elinde baston, beli hafif öne doğru bükülmüş vaziyette, diğer elinde de yukarıya doğru kaldırmaya çalıştığı iki üç kiloluk tarhana torbası. Elindekileri zemine koymamaya yeminli gibi. Sanki asansör zemini çamur da, elindeki torbanın altı çamur olacak. Gurbetçi genç “anne, niye elinde taşıyorsun da yere bırakmıyorsun? Belin de ağrımakta üstelik” deyince güngörmüş Anadolu kadını tüm saflık ve iyi niyet çerçevesinde şöyle cevap veriyordu:

Asansör zorlanmasın yavrum!

           18/01/2026

Mehmet İNCİ

Uzay Çağı Öyküleri 

Pendik/İstanbul

7 Temmuz 2025

HATUN. ACELE MADEN SUYU GÖNDER

 


Salondaki koltuğa oturmuş, televizyondan akşam haberlerini izliyor, gündemi takip etmeye çalışıyordu. Gün boyu ayaktaydı. Tüm vücut azaları sanki anlaşmışlar gibi hep beraber ağrıyordu. Özellikle ayak tabanları ve bacakları, onlardaki ağrı diğerlerinden biraz daha fazla idi. Akşam yemeği hazırlanmış ve ailecek sofranın etrafına oturmuşlardı. Evin hanımın hazırladığı o müthiş yemeklerin tadı, lezzeti ne kadar güzeldi. Fabrikadaki yemekler, ev yemeklerinin yanında ne kadar da tatsız tuzsuz diye düşündü. Bu kadar güzel ve leziz yemek yaptığı için hanımına teşekkür ederek sofradan kalktı ve salondaki koltuğa uzun oturmuştu.

Televizyon haberleri hiç de iç açıcı değildi. Ölümler, öldürmeler, silahlar, bombalar, savaşlar, saldırılar, pusular, parçalanmış insan cesetleri. Kan kokan, barut kokan haberler. Hiç hoşuna gitmedi bu haberler. Morali bozuldu. Zaten yemeği de biraz fazla kaçırmıştı. Sonrasında midesi gaz yapmış, oldukça rahatsızlık veriyordu. Hışımla televizyon kanalını değiştirdi. Türkülü şarkılı bir program açtı. Morali yerine gelmişti. Söylenen her türkü moralini bir kat daha artırıyor, ağrılarını an be an azaltıyordu. Lakin midesindeki sıkıntı devam ediyor, kıvranma ivmeleri artıyordu. Maden suyunun mide rahatsızlıklarına ve hazım sorunlarına iyi geldiğini duymuştu bir arkadaşından. Mutfakta sofrayı kaldırmaya çalışan hanımına, midesinde hazım sorunu yaşadığını ifade ederek, tüm avazıyla selendi.

-Hatun. Acele maden suyu gönder. 


             06/07/2025

Mehmet İNCİ

Uzay Çağı Öyküleri 

Pendik/İstanbul